20 Temmuz 2010 Salı
saydım
5 Temmuz 2010 Pazartesi
i was waiting for you
gitme
21 Haziran 2010 Pazartesi
sana
Aslında yazın, bir hafta önce hazırdı kafamda. Kurguladım da, hiç cesaret edemedim yazmaya. Hala da edemiyorum. Sanırım sen, o bahsettiğin uzak ülke var ya, hani bana "sen de gelirsin" dediğin ve benim gözlerimi kaçırıp ne diyeceğimi bilemediğim ve gelirim tabi dediğim, işte olur da karar verirsen, gitmene yakın yazarım. Ancak o zaman cesaretimi toplarım. Dersen ki bana da yazmışsın bir yazı, yok derim inkar ederim.
Tek diyeceğim var şimdilik, seni zamansız tanıdım.
16 Mayıs 2010 Pazar
ergBen
Sanırım hala ergen olmak istiyorum. Caddebostan sahilinde yine bira içerek akşamı etmek, çimlerin üzerine boylu boyunca uzanmak (bunun ergenlikle ne alakası var bilmiyorum, git uzan işte), akşam barlardan çıkmamak istiyorum. Sabahı etmek, sevişmek ve düşünmemek istiyorum. Zilli'nin terasında ot takılıp, anlamsız muhabbetler yapıp, olur olmaz şeylere kopmak, gülmekten yarılmak istiyorum. Her hafta, her ay yeniden aşık olmak istiyorum, ayrılınca oturup ağlamak istiyorum.
Eskiye dönüş istiyorum, gençleşmek istiyorum. Büyümek istemiyorum. Kendimin sorumluluğu yetiyor, başkalarının sorumluluğunu istemiyorum.
İşte bu yüzden belki de, sadece kutusunu gördüğüm o yüzüğü takmakla takmamak arasında gidip geliyorum.
Ya da ben sopa istiyorum!?!?
15 Mayıs 2010 Cumartesi
Boşluk
Beni kırmaktan tedirgindi. Ellerinin hareketlerinden ve özenle seçtiği kelimelerden hissettim.
"Lütfen beni yanlış anlama" dedi "Ama sen burada değilsin".
"Neredeyim peki" diye sordum.
"Başka bir yerdesin" dedi. Onunla muhabbet eden arkadaşımız da onayladı.
"Bu şu anda gözlemlediğin bir durum mu yoksa genel olarak mı böyle düşünüyorsun" diye sordum.
"Şu anda" dedi ama genel bir durumu kastettiğini iki kelimenin uzatmalı vurgusundan anladım.
Bana söylemek istedikleri vardı ama söyleyemiyordu.
"Açık konuşabilirsin benimle, yanlış anlamam" dedim.
Biraz rahatlar gibi "Sanki içinde büyük bir boşluk var ve onu bir türlü dolduramadığını hissediyorum" dedi.
Onun söylediklerine karşı baştan kendimi kapatmak için kollarımı göğsümde kavuşturduğumu fark ettim. Karşımda duran bu narin kadını onaylamıyormuş gözükmemek için hemen indirdim. Bir yandan tespitini birbirimizi tanıdığımız bu kadar kısa zamanda yapmasına şaşırıyor, bir yandan beni anlamaya başladığını hissediyordum.
"Evet" dedim "ama bu boşluk şu anda değil, genel olarak bir boşluk ve dolduramıyorum bir türlü."
"Seni çok iyi anlıyorum, ben de yaşadım" dedi, "dolduramazsın." "Peki" dedi "doldurmana yardımcı olacak, seni tekrar hayata katacak insanlar yok mu çevrende" diye sordu.
"Pek yok" dedim. "Bir Zilli var işte, onu da tanıyorsun. Birkaç kız arkadaş, onlarla da sınırlı ve seviyelidir. Mesela ağlamak için başını birinin omzuna koymak istersin ya da sevincini paylaşmak istersin ya, işte öyle biri yok" dedim.
"Ya kusura bakma ama sen bunca sene ne yaptın" dedi.
Böyle bir soru beklemiyordum. "Bir şey yapmadım. Bazı insanlar beni istemedi, bazılarını ben istemedim. Bir biz kaldık işte. Başka kimse yok" dedim.
"Hissediyorum" dedi "aklında biri var ve ona gitmek istiyorsun."
Gülümsedim, ne diyeceğimi bilemedim.
Devam etti "Eğer o ise o boşluğu dolduracak kişi, mutlaka gitmelisin"
Cevap vermedim.
Tedirginliği geçmiş, kırılmayayım diye beni yakından tanımadığını söylemekten vazgeçmiş, beni ne kadar iyi anladığını birkaç kez daha yenilemişti.
Kendimi ona biraz daha yakın hissettim.
Sabahın üçünde, ısrarla kahve içmeye çağırdığı ve gitmediğimiz evinde, başımı dizlerinin üzerine koyup saçlarımı okşamasını istedim. Ve, barın önünde herkese "ağlarsın belki abla/abi" diye mendil satmaya çalışan çocuktan, "ağlamıyorum artık ama alayım bir tane" diye aldığım mendillerle gözyaşlarımı silmesini istedim.
öze dönüş
12 Mayıs 2010 Çarşamba
Gençlik Günlerinde Aşk
Onu ilk kez sınıfta gördüm. Benden yedi yaş büyüktü. Derslerini hep büyük bir heyecanla işlerdi, öğretmeyi seviyordu. Sınıfta çok hareketliydi. Sanki zıplıyormuş hissi verirdi. Sesi hep yüksekten çıkardı. Gençti ve çok güzeldi. Arkadan topladığı uzun sarı saçları, top sakalı vardı. Alt dudağının hemen altındaki ince sakal kümesiyle oynamayı severdi. İki parmağının arasına alır, sivriltir, üst dudağına götürür, dişleriyle kemirir, ıslatırdı. Bazen elleri belinde, arada saçlarını elleriyle arkaya atardı.
Gençtim, güzeldim, heyecanlıydım ve bu adamı mutlaka tavlamalıydım. Kısa teneffüslerdeki sohbetlerimizde ortak noktamızı keşfettim, üzerine gittim. Fazla uzun sürmedi, benimleydi, yakınımdaydı. Ama bana çok uzaktı. Birlikte miydik, değil miydik hiç bilmiyorum. Belki birlikteydik, belki de hiç olmamıştık.
Ona hayran olan kız öğrencileri hisseder, kıskanırdım. Bilirdim herhangi birine her an kaptırabilirdi gönlünü. Ben de aynı diğerleri gibi, ona hayran bir genç öğrenciydim.
Bir gün büyük bir heyecanla ona sürpriz yapmaya gitmiştim, randevum var diyip beni geri çevirmişti. Yaşadığım hayal kırıklığını, İstiklal'de yürürken girdiğim mağazadan bir kupa alarak atmaya çalışmıştım. Kupayı hala saklarım. İç yüzeyindeki çatlamış ve belirginleşmiş hatlar ne kadar eski bir anı olduğunu hatırlatır bana.
Beni arada arardı. Senede bir iki, bazen birkaç senede bir. Bazen hiç. Ne zaman ben arasam o öğretmen tavrından taviz vermez, yine genç öğrencisi yapardı beni. O beni aradığı zaman ise başka bir insan olurdu. Severdi beni, bilirdim. Uzaktan da olsa severdi. Onun için özel bir arkadaş olduğuma inanırdım.
Bir gün yine beni aradı. Gittim. Çok mutsuz ve üzgündü. Teselli ettim onu. Günlerce. Kulağıma fısıldadı, aşığım sana diye. Yok demiştim olamazsın. Sen bana aşık olamazsın. Ben hep öğrencin kalacağım senin. İnanmak istemiştim çok, ama inandırıcı gelmemişti... Bir akşam, birlikte olmamızı ister misin diye sordu. Öyle sarhoştu ki, ertesi gün hatırlamayacağını bilerek, sen bilirsin, senin kararın, ne karar verirsen ver yanındayım demiştim... O günlerde çok gülmüştüm, çok eğlenmiştim, hüzünlenmiştim, ona yıllar sonra yeniden aşık olmuştum. Onun ilk kez bana gerçekten aşık olduğunu hissetmiştim. Bir umut doğmuştu, belki bu kez birlikte olabiliriz gerçekten diye. Olmayacağını anladığımda günlerce ağlamış, kendime gelememiştim. Sözüme sadık kalamayarak küsmüştüm bu kez. Sevgilisi olmamı istemiyordu, çünkü beni kaybetmeyi istemiyordu.
Bir gün evlenme kararını bildirdiğinde, bir arkadaş grubumuzlaydık. Kalbime bir şey saplanmıştı. Herkesin içinde kırgınlığımı gizlemeyi başararak tebrik etmiştim onu. Eşiyle arkadaş oldum, onunla arkadaş olmayı öğrendim, evlerine gittim, dostlarıyla tanıştım. Ve böyle sürdü gitti. Bir kez daha düğününe gittim, tekrar evlendiğine şahit oldum. Hatta düğününde çocuk gibi parmak kaldırıp "Dördüm!" diye bağırarak kendimce komik bir espri yapmak istemiştim, tabi ki yapmadım. Artık büyümüştüm, aşık değildim ve kırgın da değildim.Bana bir gün tuhaf bir anlama yeteneğin var senin dedi. Kendimi anlama ve dünyayı anlamamı kastetti sanırım. Belki de onu anlamamı... Güzel bir kadın olduğumu söylemesinden çok, en çok bunu söylemesi hoşuma gitmişti. Tuhaf bir anlama yeteneği... İşte bu demiştim, dünya üzerinde kimse onun beni anladığı kadar iyi anlayamaz, kimse cümlelerimi onun kadar iyi tamamlayamaz.
Ve herhalde yaşamım boyunca aynı şeye bakıp da aynı şeyi düşündüğüm bir insan olmamıştır ve belki de olmayacaktır. Derin bir suskunlukla izlediğimiz İstanbul Boğazının kıyısında, ikimiz de aynı anda içimizden, keşke yunuslar geçse diye geçirmiştik. Bu yüzden İstanbul Boğazından geçen yunuslar mutluluk verir bana.
Bir gün bana, ilk görüştüğümüz zamanlarda bir barda, ona sarılarak "seni hep bekleyeceğim" dediğimi hatırlattı. Ben unutmuştum... Onun tahtaya ismini yazarak tanıştığımızdan bu yana 13 sene geçti. Bekledim mi bekler miyim bilmiyorum... Ama merak ederim. Acaba Marquez'in Kolera Günlerinde Aşk kitabındaki gibi yarım yüzyıllık ırak aşktan sonra ilk kez bir gemi kamarasında biraraya gelen iki yaşlı genç gibi, kırk yıl sonra yeniden sevişir miyiz?
Bu yazdıklarım, olaylar ve kişiler gerçek olmayabilir, ama olabilir de... Olay örgüsü karışık da olabilir, sıralı da. Yorum yapma hakkınız bakidir ama sorgulama hakkınız yoktur. Okuduktan sonra beyninizden imha etmeniz tavsiye edilir.
7 Mayıs 2010 Cuma
Ah anam tuhaf anam
Anasına bak kızını al durumu bu ailede kesinlikle geçerli değildir.