Annem diyor ki, "S. de çok çalışkan çocukmuş". "Evet" mi diyorum, mahcup boynumu mu büküyorum hatırlamıyorum. Ama S'ye aşığım, onu biliyorum. Annem de bildiğinden ya da sezdiğinden midir nedir ağzımı arıyor. 8-9 yaşındayız herhalde, belki de daha küçük...
Aşık olduğumuzu saklamayı öğrendiğimiz yıllar... Sadece en yakın arkadaşımızla paylaştığımız... Benim arkadaşım da karşı komşunun kızı A. Küçüklükten beri arkadaşız, birlikte büyümüşüz. Ne zaman buluştuk da ne zaman arkadaş olduk hatırlamıyorum. Çocuklar ne zaman buluşur da ne zaman arkadaş olur, nasıl olur...
Aynı okula beraber gittiğimiz yıllar. Aynı renk önlükleri giyiyoruz. Hepimiz siyah, beyaz yakalarımız. Kış günlerinde ben bir de içime gömlek giyiyorum. Saçlarımız aynı kesim. Aynı bağlıyor, aynı lastik toka ile tutturuyoruz. Birbirimizden tek farkımız birimiz sabahçı diğerimiz öğlenci. Öğretmenlerimiz bile aynı belki.
Aşık olduğumuz kişiler bile... S.'yi sınıftan başka kızlar da seviyor. Rakiplerimi tanıyorum.
Ben bir de Erol Evgin'i seviyorum. Annem yine yan gözle beni süzüyor. "Ebru'nun aşkı da Erol Evgin" Ben yine mahcup. "Bir de bana sor" diyorum. Plağı takıyorum, ya da takmıyorum. Nasıl takıldığını bile bilmiyorum... Bildiğim karın ağrısı yapan o duyguyu saklamamız gerektiği. İmalı sözlerle, yan gözlerle bakışlardan öğrendiğin şeyi.
A.'nın da bir sevdiği var. Karşı apartmanda, sarışın, mavi gözlü. Tuhaf bir ismi var. Birbirimize verdiğimiz, başkalarından sakladığımız sırlar.
Bense S'nin yolunu gözlüyorum. Bisikletle geçiyor mu, karşı apartmanın bahçesinde futbol oynuyor mu, misketleri topluyor mu. Varsa yoksa S.
S. ile aynı mahallede oturduğumuz için bazen okula gidip gelirken rastlaşıyoruz. Bir gün okuldan dönüşte beni apartman kapısının önüne çağırıyor. Gidiyorum. Giriş kapısının hemen karşısında bir duvar var, yan apartman ile sınır çizgisi. İşte birden kendimi duvarda buluyorum. S. bileklerimden tutmuş: "Sana çiçekler göndereceğim" diyor.
Ben günlerce hiçbir zaman gelmeyecek olan çiçekleri bekliyorum. A.'ya diyorum ki, "bana çiçek gönderecekmiş." A. kıkır kıkır gülüyor. A. benden iki yaş büyük diyorum, o daha iyi anlar. Belli ki inanmıyor, sonra hisli hisli mavi gözlü sarışın çocuğu arıyor gözleri...
Bense öylece bekliyorum. Tül perdenin arkasından S.'nin yolunu gözlüyorum. Belki de rüya gördüm ve hiçbir zaman böyle bir şey olmadı. Emin değilim. Hiçbir zaman çiçekler gelmiyor.
Aşık olmayı öğrendiğimiz yıllar. Ve sakladığımız. Ve beklediğimiz. Her birimizin aynı olduğu, aynı oyunu oynadığı, aynı giyindiği, aynı şeylere gülüp eğlendiği yıllar. Güzel yıllar. Aşkın bulutlu olduğu yıllar...
(Merhaba... Döndüm. Sanırım...)
1 Aralık 2013 Pazar
13 Nisan 2011 Çarşamba
bahane
Tamam feci yakalandım. Kaç zamandır üşengeçlikten yazmıyorum, itiraf ediyorum. Daha doğrusu yazacak bir şey de bulamıyorum. Bir de arada gizliliğimi ihlal ettiğim için hevesim kırılıyor. Bahane çok, dinlemeyin beni :))
engelli
Sevgili Adsız,
Evet uzun zamandır yazmıyorum. Çünkü blogum mahkeme kararıyla engellendi. Bu da benim hevesimi kırıyor. Yazabiliyorum ama yazdıklarımı görme hakkına sahip değilim. Kendini bilmez bir şirket hayata dokunun saçmalıklarıyla beynimizi sikerken, ben blogumu, bırak dokunmayı gözle bile göremiyorum.
Yasak karşıtı bünyem bu haksızlığı kaldıramıyor.
Sadece sen ve Hollanda'daki arkadaşlar beni okuyabiliyorsunuz, o da yurt dışında olduğunuz için.
Neyse evet yazmalıyım, iyi hatırlattın :))
Evet uzun zamandır yazmıyorum. Çünkü blogum mahkeme kararıyla engellendi. Bu da benim hevesimi kırıyor. Yazabiliyorum ama yazdıklarımı görme hakkına sahip değilim. Kendini bilmez bir şirket hayata dokunun saçmalıklarıyla beynimizi sikerken, ben blogumu, bırak dokunmayı gözle bile göremiyorum.
Yasak karşıtı bünyem bu haksızlığı kaldıramıyor.
Sadece sen ve Hollanda'daki arkadaşlar beni okuyabiliyorsunuz, o da yurt dışında olduğunuz için.
Neyse evet yazmalıyım, iyi hatırlattın :))
8 Şubat 2011 Salı
döndüm
Bayağıdır yokum değil mi? Kimse de sıkıştırmayınca yazasım hiç gelmedi. Zaten feci yoğundum. Dönem bitiyordu. Teslim etmem gereken ödevler vardı, sınavlarım vardı. Deli çalışmam gerekiyordu. Sabahtan akşama kadar çalıştım. Hiçbir şey yapmadım başka.
Şimdi de tatildeyim. Sömetır tatili :)) Aslında tatil filan yok çünkü işe başladım. Sınavımın bittiğinin ertesi günü başladım. Görüşmelerimiz bayağı uzun sürdü. Aralıkta filan görüştük. Taa ocakta başladım, 1.5 ay kadar sürdü :)
Neyse işte öyle gidip geliyorum. İstediğim gibi bir iş. Eski mesleğime döndüm. Az ve öz müşterim var. Bir de junior ım var. İş yakın, yarım saatte işteyim. Değme keyfime. Alıştım sayılır da onlar bana pek alışamadı. Zamanla o da olur.
Aslında daha neler neler oldu da, geçmişi anlatacak gücüm yok. Bundan sonra yazarım artık.
Neyse döndüm yani ben :))
Şimdi de tatildeyim. Sömetır tatili :)) Aslında tatil filan yok çünkü işe başladım. Sınavımın bittiğinin ertesi günü başladım. Görüşmelerimiz bayağı uzun sürdü. Aralıkta filan görüştük. Taa ocakta başladım, 1.5 ay kadar sürdü :)
Neyse işte öyle gidip geliyorum. İstediğim gibi bir iş. Eski mesleğime döndüm. Az ve öz müşterim var. Bir de junior ım var. İş yakın, yarım saatte işteyim. Değme keyfime. Alıştım sayılır da onlar bana pek alışamadı. Zamanla o da olur.
Aslında daha neler neler oldu da, geçmişi anlatacak gücüm yok. Bundan sonra yazarım artık.
Neyse döndüm yani ben :))
11 Aralık 2010 Cumartesi
kar
İstanbul'a bu kadar kar yağıyor işte!! Sulu sulu. Anlamsız. Yoğun bir fırtına ve yağmur. Hiçbir yer beyaz olmuyor. Sadece evlerin çatıları. Bir de tepelere çıkarsanız görebilirsiniz.
Karda bata çıkamıyorum, ayaklarımın altında o sesi duyamıyorum. Yumuşak yumuşak yürüyemiyorum. Eve geldiğimde omuzlarımdaki beyazları silkeleyemiyorum.
Nolur yağsa şöyle mis gibi, nolur!
Karda bata çıkamıyorum, ayaklarımın altında o sesi duyamıyorum. Yumuşak yumuşak yürüyemiyorum. Eve geldiğimde omuzlarımdaki beyazları silkeleyemiyorum.
Nolur yağsa şöyle mis gibi, nolur!
10 Aralık 2010 Cuma
mazi
Eski resimlerime baktım. Çok eski değil de birkaç sene öncesine.
Ne kadar zayıfmışım, ki o zaman bile fazla geliyordu kilolarım.
Bir de ne kadar mutlu, ışık saçıyorum fotoğraflarda, gözlerim parlıyor.
Ne oldu da böyle oldum, hatırlamıyorum
Ne kadar zayıfmışım, ki o zaman bile fazla geliyordu kilolarım.
Bir de ne kadar mutlu, ışık saçıyorum fotoğraflarda, gözlerim parlıyor.
Ne oldu da böyle oldum, hatırlamıyorum
5 Aralık 2010 Pazar
özlem
Bugün öyle konuştuk, ne güzeldi. Dışarıda bembeyaz karı gördüm. Kar yağıyor dedin, göremedim ama hayal ettim. Bembeyazdı her yer, ne güzeldi. Evin ne kadar sıcaktı, ne kadar sessizdi her şey, ne kadar huzurlu...
Yanında olmayı da hayal ettim. Bembeyaz karda yürümeyi, bisiklete binmeyi, karın yağışını seyretmeyi. Birkaç gündür hep bunları hayal ediyordum da üzerine tuz biber ektin.
Geçen yıl karda çıkardığım sesleri düşünüyorum, lapa lapa yağarken yaptığım yürüyüşleri, bisiklete binişlerimi, düşüşlerimi... Nasıl özlüyorum şimdi. Bembeyaz karı özlüyorum. Noel havası ne güzeldi, ne kadar ışıl ışıldı her şey. Keşke diyorum sokakta sıcacık şarap içmenin tadını daha fazla çıkarsaydım.
Hep olmayanı istiyorum, olmayana özeniyorum ben. Başka hayatlara, başka evlere, başka ülkelere, başka dillere, başka ailelere... Hep başka yerde olmak istiyorum. O yüzden ait hissetmemem kendimi ne kendi evime ne sevgilimin evine. O yüzden kaçmayı, gitmeyi özlemem. Kök salamıyorum ne bir yere, ne de kimselere.
Yanında olmayı da hayal ettim. Bembeyaz karda yürümeyi, bisiklete binmeyi, karın yağışını seyretmeyi. Birkaç gündür hep bunları hayal ediyordum da üzerine tuz biber ektin.
Geçen yıl karda çıkardığım sesleri düşünüyorum, lapa lapa yağarken yaptığım yürüyüşleri, bisiklete binişlerimi, düşüşlerimi... Nasıl özlüyorum şimdi. Bembeyaz karı özlüyorum. Noel havası ne güzeldi, ne kadar ışıl ışıldı her şey. Keşke diyorum sokakta sıcacık şarap içmenin tadını daha fazla çıkarsaydım.
Hep olmayanı istiyorum, olmayana özeniyorum ben. Başka hayatlara, başka evlere, başka ülkelere, başka dillere, başka ailelere... Hep başka yerde olmak istiyorum. O yüzden ait hissetmemem kendimi ne kendi evime ne sevgilimin evine. O yüzden kaçmayı, gitmeyi özlemem. Kök salamıyorum ne bir yere, ne de kimselere.
cezalı
Uzundur yazmıyorum. Yazacak bir şeyim olmamasından değil herhalde, kendimi çok yalnız hissetmemden. Biliyorum okuyanlar var ama, herkes çok sessiz. Sanki kimse yazdıklarımı önemsemiyormuş gibi. Sosyal medya hastalığına, varsa yani böyle bir hastalık, işte ona yakalandım. Kimse yorum yapmayınca, okunmuyormuş ya da önemsenmiyormuş hissine kapılıyorum. Sadece burada değil, facebookta da aynı şeyi hissediyorum. Ya evet komik biliyorum ama elimde değil düşünüyorum işte :))
Zaten beni bu düşünmek mahvediyor. Çok düşünüyorum. Gerekli gereksiz düşünüyorum. Sürekli bir tartma halindeyim. O zaman da hatalar peşimi bırakmıyor, yapışıyorlar ve ne yaparsam yapayım çıkaramıyorum. Yaptığım güzel şeyleri değil de hatalarımı düşünüyorum. Suçluluk duygusu beni bitiriyor. Kendimi de cezalandırıyorum. Devamlı ceza arıyorum. Ya ölüyorum, ya hastalanıyorum, ya yalnızlığa mahkum oluyorum, ya ömür boyu işsiz kalıyorum, ya da kendimi silik beceriksiz ilan ediyorum. Cezalıyım ben, ama tahtanın önünde tek ayakta durmuyorum, cezalı olduğumdan kimsenin haberi yok, öyle kendi kendimi öldürüyorum.
Keşke her şeyi daha ağırdan ve hafif alabilseydim. Keşke hayatı hafife alabilseydim. Keşke çevremde mutlu olabilecek bu kadar çok hem de bu kadar çok sebep varken mutlu olabilseydim.
Zaten beni bu düşünmek mahvediyor. Çok düşünüyorum. Gerekli gereksiz düşünüyorum. Sürekli bir tartma halindeyim. O zaman da hatalar peşimi bırakmıyor, yapışıyorlar ve ne yaparsam yapayım çıkaramıyorum. Yaptığım güzel şeyleri değil de hatalarımı düşünüyorum. Suçluluk duygusu beni bitiriyor. Kendimi de cezalandırıyorum. Devamlı ceza arıyorum. Ya ölüyorum, ya hastalanıyorum, ya yalnızlığa mahkum oluyorum, ya ömür boyu işsiz kalıyorum, ya da kendimi silik beceriksiz ilan ediyorum. Cezalıyım ben, ama tahtanın önünde tek ayakta durmuyorum, cezalı olduğumdan kimsenin haberi yok, öyle kendi kendimi öldürüyorum.
Keşke her şeyi daha ağırdan ve hafif alabilseydim. Keşke hayatı hafife alabilseydim. Keşke çevremde mutlu olabilecek bu kadar çok hem de bu kadar çok sebep varken mutlu olabilseydim.
25 Kasım 2010 Perşembe
tatil dönüşü
Muhteşem bir tatilden geri döndüm. Her şey o kadar güzeldi ki, şu anda adapte olmakta zorlanıyorum.
Kızıldenize dalmaya gittik. 6 gece boyunca teknede konakladık, her gün en az 3 dalış yaptık. Tek kelimeyle enfesti. Kızıldeniz'in güzelliğinden nefesimiz kesildi.
Ve şu anda gerçekten adapte olamıyorum. Ne zaman gözümü kapasam kendimi sualtında görüyorum. Pazartesi'den bu yana kitap kapağı açmadım, konsantre olamadım.
Tabi bu konsantrasyonsuzluğumun başka sebepleri de var. Hala sırtımda çantam oradan oraya taşınmam mesela. İki gün kuzenimde kaldım yine. Bugün sevgilimin evine geri döndüm ama bu kez yan dairede inşaat başlamış. Gürültüde hayatta çalışamam. Mecburen anamın evine yollanıcam :((
Kızıldenize dalmaya gittik. 6 gece boyunca teknede konakladık, her gün en az 3 dalış yaptık. Tek kelimeyle enfesti. Kızıldeniz'in güzelliğinden nefesimiz kesildi.
Ve şu anda gerçekten adapte olamıyorum. Ne zaman gözümü kapasam kendimi sualtında görüyorum. Pazartesi'den bu yana kitap kapağı açmadım, konsantre olamadım.
Tabi bu konsantrasyonsuzluğumun başka sebepleri de var. Hala sırtımda çantam oradan oraya taşınmam mesela. İki gün kuzenimde kaldım yine. Bugün sevgilimin evine geri döndüm ama bu kez yan dairede inşaat başlamış. Gürültüde hayatta çalışamam. Mecburen anamın evine yollanıcam :((
3 Kasım 2010 Çarşamba
öyle işte
Bir haftadır evim sırtımda oradan oraya geziyorum. İlk önce sevgilime gittim, sonra o dalışa gidiyor diye arkadaşıma gittim, sonra o dalıştan geldi tekrar onun evine geçtim, sadece bir gün benimle kaldı, sonra iş için mısıra gitti.
O mısıra uçtuğu akşam orada kaldım. Sabahın altısında kalktım derse yetişmek için. Taa Tuzladan 3 saatlik yol ile okula gittim. Çekilir eziyet değil.
Dün de kuzenlerime geldim, kendisi mısırdan gelene kadar burada kalacağım.
Bu arada annem telefon etti, özür filan dilemedi. hadi gel olmuyor böyle ben çok mutsuzum bana hiç yardım etmiyorsunuz vs. diye, geçen günkü konuşmayı sanki hiç yapmamışım gibi yine aynı şeyleri söyleyip durdu. telefonu yüzüne kapadım, ardından mesaj attım. Sonra bilgisayarıma email düştü, yine bir sürü şey zırvalamış, sonunda da evlenmeden evden ayrılma diye yazmış.
İşte bu ikiyüzlülükler bu sahtekarlıklar beni çok yaralıyor.
Kız kardeşim iki haftada tanıdığı sevgilisinin peşinden almanyaya yaşamaya gitti, annem bırak bir şey demeyi güle oynaya aman da kızım almanyaya gidiyor diye ağzı kulaklarında kızcağızı gönderdi. Ben kaç yıldır tanıdığım sevdiğim adamla birlikte yaşayamıyorum. Ben de dedim, sen ona buna ailene hesap vereceksin diye kendi inandıklarımdan taviz veremem, sen tedavi olmadan da dönmiycem dedim. Tabi ne söylersem söyliyim bir kulağından giriyor, öbüründen çıkıyor. Hala derdi babam onu terk etmiş, kız kardeşim onun istediği gibi bir düğün yaptırmamış, çocuğa bir damatlık alınmamış elaleme rezil olunmuş vs. Kendi dışında bizim ne istediğimiz ne düşündüğümüz umrunda değil.
Bugün evden birkaç parça giysi alıyım diye girdim, gelmesin diye dua ettim, apar topar çıktım. Haftaya iki tane sınavım var. Konsantre olmakta çok zorluk çekiyorum. Huzurum kalmadı, mutusuzum. Ne yapıcam, nasıl yapıcam bilmiyorum.
O mısıra uçtuğu akşam orada kaldım. Sabahın altısında kalktım derse yetişmek için. Taa Tuzladan 3 saatlik yol ile okula gittim. Çekilir eziyet değil.
Dün de kuzenlerime geldim, kendisi mısırdan gelene kadar burada kalacağım.
Bu arada annem telefon etti, özür filan dilemedi. hadi gel olmuyor böyle ben çok mutsuzum bana hiç yardım etmiyorsunuz vs. diye, geçen günkü konuşmayı sanki hiç yapmamışım gibi yine aynı şeyleri söyleyip durdu. telefonu yüzüne kapadım, ardından mesaj attım. Sonra bilgisayarıma email düştü, yine bir sürü şey zırvalamış, sonunda da evlenmeden evden ayrılma diye yazmış.
İşte bu ikiyüzlülükler bu sahtekarlıklar beni çok yaralıyor.
Kız kardeşim iki haftada tanıdığı sevgilisinin peşinden almanyaya yaşamaya gitti, annem bırak bir şey demeyi güle oynaya aman da kızım almanyaya gidiyor diye ağzı kulaklarında kızcağızı gönderdi. Ben kaç yıldır tanıdığım sevdiğim adamla birlikte yaşayamıyorum. Ben de dedim, sen ona buna ailene hesap vereceksin diye kendi inandıklarımdan taviz veremem, sen tedavi olmadan da dönmiycem dedim. Tabi ne söylersem söyliyim bir kulağından giriyor, öbüründen çıkıyor. Hala derdi babam onu terk etmiş, kız kardeşim onun istediği gibi bir düğün yaptırmamış, çocuğa bir damatlık alınmamış elaleme rezil olunmuş vs. Kendi dışında bizim ne istediğimiz ne düşündüğümüz umrunda değil.
Bugün evden birkaç parça giysi alıyım diye girdim, gelmesin diye dua ettim, apar topar çıktım. Haftaya iki tane sınavım var. Konsantre olmakta çok zorluk çekiyorum. Huzurum kalmadı, mutusuzum. Ne yapıcam, nasıl yapıcam bilmiyorum.
22 Ekim 2010 Cuma
iyi yolculuklar
güzeller güzeli kardeşim bana taa almanyalardan hediye göndermiş. Bir de açtım baktım ki travel kit, boyun yastığı, maske, kulak tıkacı. Yolculuklarda rahat uyuyayım diye. Ama ona anlam katan içindeki mesajıydı: bağlanmaktan korkma. eğer sevgi ve güvenle bağlandıysan, nereye gidersen git O gelir seni bulur. Hayatta iyi "yolculuklar"...
15 Ekim 2010 Cuma
doğdum
Kaç gündür doğum günüm olduğunu bile unutmuşum. Yaklaştıkça hatırladım.
İşte o gün bugün.
Zaman geçiyor ama yaşlılık vs. bana o kadar uzak ki.
Ben hala büyüyememiş bir çocuk gibi hissediyorum kendimi.
Sanırım ne zaman kendimden küçük bir varlığın sorumluluğunu alırım, işte o zaman büyürüm. Ya da onunla büyürüm diyelim.
Bugünün özel olmasını gerektiren bir şey yok. Salı'ya sunum yetiştirmek için evde ders çalışıyorum.
İyi ki doğmuşum beaa :DDD
İşte o gün bugün.
Zaman geçiyor ama yaşlılık vs. bana o kadar uzak ki.
Ben hala büyüyememiş bir çocuk gibi hissediyorum kendimi.
Sanırım ne zaman kendimden küçük bir varlığın sorumluluğunu alırım, işte o zaman büyürüm. Ya da onunla büyürüm diyelim.
Bugünün özel olmasını gerektiren bir şey yok. Salı'ya sunum yetiştirmek için evde ders çalışıyorum.
İyi ki doğmuşum beaa :DDD
6 Ekim 2010 Çarşamba
hoşçakal
Aradığında bir Ankara polisiyesinin neredeyse sonunda, reklamlardaydım. Çok heyecanlıydı. Reklamlar bitti. Telefonu kapatamadım. Hani birbirimizi anlamadığımız, saçmaladığımız bölümler vardı ya, konuşmamızın sonuna doğru, işte orada adam karısının kendisini aldattığını öğrenip adamın tekini öldürüyodu. İşte orada telefonda ikimiz de kitlendik.
:)))))))
Yok ben aynı anda iki işi yapabiliyorum merak etme ;)) Cinayet sebebini çözmeye çalışırken beni ne kadar sevdiğini anlamış bulunuyorum mesela. Aslında birbirimizi ne kadar uzun zamandır ama ne kadar az tanıyoruz. Sen bu kadar az tanıdığın birini sevebiliyor musun? Bir de beni iyi tanıdığını söyledin değil mi telefonda? Beni gerçekten tanıyor musun, emin misin? Ben bile kendimi iyi tanıyamıyorken. Ben seni iyi tanıdığıma çok emin değilim mesela.
Bir de ne dedin? Senin hep yanındayım... Kastettiğin mesafe değil biliyorum. Önemli de değil zaten. Belki de bu yüzden benim ardımdan aramayınca, senin ifadenle "unutunca" kendini kötü hissetmen. Biliyorum ne zaman arasam hep oradasın, hiç merak etme küsmem, unutmadığın sürece uzun süre :)).
Zaten iki hafta sonra bu mesafe artık iyice belirgin olacak. Geçtiğimiz sene çok gitmeyi istediğim bir ülkeye gidiyorsun. Geri dönecek misin bilmiyorum. Belki oradan başka bir yere. Hepimiz bir yere. Farklı hayatlar bekliyor ikimizi de. Yıllar sonra yine bir Güney sahilinde ya da bir kuzey şehrinde tekrar karşılaşır mıyız bilinmez. Ama biliyorum ki sen hep varsın, oradasın. İyi ki varsın...
O kuzey şehrinde mutlu olmaya bak, olur mu? Gündüzlerin gecelerin fiziki olarak birbirine karışabilir ama aklın ve ruhun karışmasın.
Yine "gelirsin sen de" dersen bakarsın gelirim. Bana da bir yatak yap evinde olur mu, pijamam çiçekli olsun mümkünse. Odamın penceresi de doğaya baksın. Ben gelene kadar yöresel yemekler öğren, bir de güzel şarap açalım yanında, soğukta içimiz ısınsın. O meşhur mobilyacının masa ve koltuklarında sabahlara kadar oturup sohbet edelim. Belki de bir film izleriz.
O zaman ne diyelim... Tekrar görüşmek üzere hoşçakal.
:)))))))
Yok ben aynı anda iki işi yapabiliyorum merak etme ;)) Cinayet sebebini çözmeye çalışırken beni ne kadar sevdiğini anlamış bulunuyorum mesela. Aslında birbirimizi ne kadar uzun zamandır ama ne kadar az tanıyoruz. Sen bu kadar az tanıdığın birini sevebiliyor musun? Bir de beni iyi tanıdığını söyledin değil mi telefonda? Beni gerçekten tanıyor musun, emin misin? Ben bile kendimi iyi tanıyamıyorken. Ben seni iyi tanıdığıma çok emin değilim mesela.
Bir de ne dedin? Senin hep yanındayım... Kastettiğin mesafe değil biliyorum. Önemli de değil zaten. Belki de bu yüzden benim ardımdan aramayınca, senin ifadenle "unutunca" kendini kötü hissetmen. Biliyorum ne zaman arasam hep oradasın, hiç merak etme küsmem, unutmadığın sürece uzun süre :)).
Zaten iki hafta sonra bu mesafe artık iyice belirgin olacak. Geçtiğimiz sene çok gitmeyi istediğim bir ülkeye gidiyorsun. Geri dönecek misin bilmiyorum. Belki oradan başka bir yere. Hepimiz bir yere. Farklı hayatlar bekliyor ikimizi de. Yıllar sonra yine bir Güney sahilinde ya da bir kuzey şehrinde tekrar karşılaşır mıyız bilinmez. Ama biliyorum ki sen hep varsın, oradasın. İyi ki varsın...
O kuzey şehrinde mutlu olmaya bak, olur mu? Gündüzlerin gecelerin fiziki olarak birbirine karışabilir ama aklın ve ruhun karışmasın.
Yine "gelirsin sen de" dersen bakarsın gelirim. Bana da bir yatak yap evinde olur mu, pijamam çiçekli olsun mümkünse. Odamın penceresi de doğaya baksın. Ben gelene kadar yöresel yemekler öğren, bir de güzel şarap açalım yanında, soğukta içimiz ısınsın. O meşhur mobilyacının masa ve koltuklarında sabahlara kadar oturup sohbet edelim. Belki de bir film izleriz.
O zaman ne diyelim... Tekrar görüşmek üzere hoşçakal.
4 Ekim 2010 Pazartesi
nijeryalı komşu
Geldi gelmedi erteledi derken sonunda Almanya'daki nijeryalı komşum istanbula geldi. Nijerya'dan Almanya'ya dönüş uçağını İstanbul aktarmalı almış, burada da üç dört gün geçirmeyi planlamış. Aslında planı bir hafta kalmaktı ama o kadar vize vermemişler, üç gün ile sınırlı tuttu.
Salı günü Beyazıt'ta buluştuk. Banka, döviz, uçak bileti değişikliği vs. işleri derken o gün öyle geçti. Ben bizde kalacak sanıyodum, hostelde rezervasyon yaptırmış. Ama rezervasyon yaptırdığı hostel çok kötüydü, biz de gittik sultanahmette bir hostel bulduk. Çok şahane bir yer değil ama fena da değildi.
Çarşamba gününü Topkapı, Aya Sofya ile geçirdik. Tüm günümüzü aldı. Perşembe günü de Kapalı Çarşıdan girdik, oradan Mısır Çarşısı'na yürüdük. Mısır Çarşısından Galata'ya, oradan Tünele ve Beyoğluna, sonra Nevizadeye. Orada arkadaşın bi mekanında bira içtik, sonra Taksim meydanına, Dolmabahçeye, Beşiktaşa kadar yürüdük. Çok keyifliydi.
Cuma günü de eşyalarını bizim eve bırakıp, Çengelköy'den boğaz vapuruna bindik ve boğaz turu yaptık. Kanlıca'da indik, oturduk çay içtik. Oradan Kadıköy'e otobüsle geçtik. Kadıköy'den sahil otobüsüne bindik, Caddebostandan bostancıya kadar yürüdük.
Adama gösterebileceğim her yeri gösteriyorum, yedirebileceğim her türk yemeğini yediriyorum. köfte, kebap, helva, musakka vs. Sonra da soruyorum, nasıl, ne düşünüyorsun? Sürekli "its ok" diyor. Yani şimdi bu its ok'in bana göre çeşit çeşit anlamı var, tamam, fena değil, vs. Halbuki çok güzel, lezzetli, harika gibi sıfatlar duymak istiyorum. Sürekli ben buna "ne demek yani ok??, bu kadar mı??" diye üç gün boyunca başının etini yedim. O da gülerek "its ok" diye cevap verdi. Bir türlü adama muhteşem, harika dedirtemedim.
Cuma akşamı ben dalışa gideceğim, o da havalimanına gidecek, sabaha karşı uçağı. Bizim evde içeride annemle konuşuyorlar, ben de eşyalarımı topluyorum. Annem kafasında kurduğu her türkçe cümleyi birebir ingilizce çevirmeye çalışıyor, korkunç çeviriler yapıyor ama neyse çabalıyor işte. Bir ara komşumun kahkahalarını duydum, gittim sordum hayırdır dedim. Annem mektuplaşmak nasıl deniyor filan diye bana bir şeyler soruyor. Annemin bombası: "İngilteredeyken nijeryalı bir sevgilim vardı, iki yıl mektuplaştık". Anne dedim neden evlenmedim, babanla tanıştım dedi. Hatırlıyorum, ispanyol paça pantolonlu kara bir çocuğun bir mektupla birlikte fotoğrafı geçmişti elime. Nereden nereye...
Salı günü Beyazıt'ta buluştuk. Banka, döviz, uçak bileti değişikliği vs. işleri derken o gün öyle geçti. Ben bizde kalacak sanıyodum, hostelde rezervasyon yaptırmış. Ama rezervasyon yaptırdığı hostel çok kötüydü, biz de gittik sultanahmette bir hostel bulduk. Çok şahane bir yer değil ama fena da değildi.
Çarşamba gününü Topkapı, Aya Sofya ile geçirdik. Tüm günümüzü aldı. Perşembe günü de Kapalı Çarşıdan girdik, oradan Mısır Çarşısı'na yürüdük. Mısır Çarşısından Galata'ya, oradan Tünele ve Beyoğluna, sonra Nevizadeye. Orada arkadaşın bi mekanında bira içtik, sonra Taksim meydanına, Dolmabahçeye, Beşiktaşa kadar yürüdük. Çok keyifliydi.
Cuma günü de eşyalarını bizim eve bırakıp, Çengelköy'den boğaz vapuruna bindik ve boğaz turu yaptık. Kanlıca'da indik, oturduk çay içtik. Oradan Kadıköy'e otobüsle geçtik. Kadıköy'den sahil otobüsüne bindik, Caddebostandan bostancıya kadar yürüdük.
Adama gösterebileceğim her yeri gösteriyorum, yedirebileceğim her türk yemeğini yediriyorum. köfte, kebap, helva, musakka vs. Sonra da soruyorum, nasıl, ne düşünüyorsun? Sürekli "its ok" diyor. Yani şimdi bu its ok'in bana göre çeşit çeşit anlamı var, tamam, fena değil, vs. Halbuki çok güzel, lezzetli, harika gibi sıfatlar duymak istiyorum. Sürekli ben buna "ne demek yani ok??, bu kadar mı??" diye üç gün boyunca başının etini yedim. O da gülerek "its ok" diye cevap verdi. Bir türlü adama muhteşem, harika dedirtemedim.
Cuma akşamı ben dalışa gideceğim, o da havalimanına gidecek, sabaha karşı uçağı. Bizim evde içeride annemle konuşuyorlar, ben de eşyalarımı topluyorum. Annem kafasında kurduğu her türkçe cümleyi birebir ingilizce çevirmeye çalışıyor, korkunç çeviriler yapıyor ama neyse çabalıyor işte. Bir ara komşumun kahkahalarını duydum, gittim sordum hayırdır dedim. Annem mektuplaşmak nasıl deniyor filan diye bana bir şeyler soruyor. Annemin bombası: "İngilteredeyken nijeryalı bir sevgilim vardı, iki yıl mektuplaştık". Anne dedim neden evlenmedim, babanla tanıştım dedi. Hatırlıyorum, ispanyol paça pantolonlu kara bir çocuğun bir mektupla birlikte fotoğrafı geçmişti elime. Nereden nereye...
29 Eylül 2010 Çarşamba
başladı
Doktora derslerim başladı. Bu yıl 5 kişi almışlardı, biri başka bölüme kaydını yaptırdı, biri de gelmemeye karar vermiş, 3 kişi olduk. Geçtiğimiz dönemlerden gelenler var, 7-8 kişi falanız. Hepimiz de kadın!!! İlk önce sevindim kalabalık olduğumuza, çünkü hocanın ilgisi dağılır, çok üzerimize yük bindirmez ve arada kaynarız dedim. Ama sonra düşündüm ki, hepimiz kadınız!! Zaten hislerimde de çok yanılmadım. Daha üçüncü günde tükendim yemin ederim.
Bir kere, bu kızlar gerçekten çok konuşuyor. Hele bir tane var içlerinde hiç susmuyor, gereksiz bir sürü ayrıntıya boğuyor adamı, seni ilgilendirmeyen şeyleri anlatıyor da anlatıyor. Birkaç tanenin de ondan kalır yanı yok. Bir de sesleri normalden çok çıkıyor. Gerçekten kulağımı tırmalıyorlar. Derslerde de aynı gereksiz ayrıntı ve yorumlar. Bir de çoğu benim gibi hit yüksek lisansı bile yapmamış, daha kitle iletişim kuramlarını bilmeyen var. Benim için yüksek lisans tekrarı gibi bir şey olacak yani.
Ama yine de dersler zevkli görünüyor. Yine yoğun bir dönem başladı. Bana kolaylıklar
Bir kere, bu kızlar gerçekten çok konuşuyor. Hele bir tane var içlerinde hiç susmuyor, gereksiz bir sürü ayrıntıya boğuyor adamı, seni ilgilendirmeyen şeyleri anlatıyor da anlatıyor. Birkaç tanenin de ondan kalır yanı yok. Bir de sesleri normalden çok çıkıyor. Gerçekten kulağımı tırmalıyorlar. Derslerde de aynı gereksiz ayrıntı ve yorumlar. Bir de çoğu benim gibi hit yüksek lisansı bile yapmamış, daha kitle iletişim kuramlarını bilmeyen var. Benim için yüksek lisans tekrarı gibi bir şey olacak yani.
Ama yine de dersler zevkli görünüyor. Yine yoğun bir dönem başladı. Bana kolaylıklar
7 Eylül 2010 Salı
ah anam
Annem adını bile duymadığı U2 için "U2 konseri çok güzelmiş" dedikten hemen sonra, hiç sevmediği ve normal şartlarda aklına bile getirmeyeceği halde "Tarkan konserine gitsem mi" dedi?!! Allahım sen bana sabır ver :DD
6 Eylül 2010 Pazartesi
KAŞ
Yine yol göründü. En sevdiğim dalış noktası Kaş'a gidiyoruz bu kez. İlk dalışımı üniversite kulübüyle birlikte orada yapmıştım. Sonra hep sevgilimle birlikte gittik daldık. Şimdi ilk kez kendi kulubümüzle birlikte gidiyoruz. Dostlarımızla, ailemizle...
Sevgilimle Kaş'ta çok anım var. Ayrıca orada AŞK başka. O yüzden ben bu kez bir süpriz bekliyorum. Artık sürpriz gelmezse poposuna müren kaçsın!!!
Sevgilimle Kaş'ta çok anım var. Ayrıca orada AŞK başka. O yüzden ben bu kez bir süpriz bekliyorum. Artık sürpriz gelmezse poposuna müren kaçsın!!!
3 Eylül 2010 Cuma
yulya
Onu özlemeye başladım. Birlikte çok ama çok kısa zaman geçirdik, ama bu kısa zamanda o kadar yakın olduk ki ben bile kendime şaşırdım. Sanırım hayatım boyunca hep kızlardan uzak durmam dolayısıyla. Bana yapışanlardan kaçtım, benim arkadaş olmak istediklerim de benden uzaklaştı. Hiç aynı enerjiyi tutturduğum kimse olmadı şimdiye kadar.
Keşke gitmeseydin, kalsaydın dedim, seninle gelmek istiyorum dedim. Ne o kaldı, ne ben gidebildim...
Keşke gitmeseydin, kalsaydın dedim, seninle gelmek istiyorum dedim. Ne o kaldı, ne ben gidebildim...
ismail bey
Doktorayı kazandığımı ilk anneme söyledim. Kazananlar listesini açtım bilgisayarda, gittim önüne koydum. Kahvaltı ediyordu, ilk başta algılayamadı, sonra anlayınca kalktı, sarıldı, ağladı. Çok sevindim, müthiş bir şey bu dedi.
Sonra bir telaşla şöyle dedi:
"İsmail Bey'i arayalım hemen."
"?!?!! İsmail Bey kim anne??"
"Hani var ya XX üniversitesinde. Sana ders versin."
Teyzeni, annaneni, dedeni, kardeşini filan arayalım deği, ismail bey!!
"?'!!**'? Peki" dedim
Sonra bir telaşla şöyle dedi:
"İsmail Bey'i arayalım hemen."
"?!?!! İsmail Bey kim anne??"
"Hani var ya XX üniversitesinde. Sana ders versin."
Teyzeni, annaneni, dedeni, kardeşini filan arayalım deği, ismail bey!!
"?'!!**'? Peki" dedim
2 Eylül 2010 Perşembe
doktor
Efendim, bekliyordum da dün bekliyordum aslında. Doktora mülakatlarının sonuçları dün açıklanacaktı. Ama her devlet dairesinde olduğu gibi söyledikleri tarihte değil, daha sonra açıkladılar. Veee doktoraya kabul edildiğimi öğrendim. :))))
Kaç zamandır feci sıkıntıdaydım. İş nolucak, okul olucak mı vs. diye. Doktora şimdi vaktimin büyük bir kısmını alır diye düşünüyorum, o yüzden bu yıl da çalışmayabilirim diye hesap ediyorum.
Bugün ama bir iş görüşmem vardı. Her ihtimale karşı gideyim dedim. Şimdi internet aramalarında çıkar filan diye, gittiğim bu firmanın faaliyet gösterdiği sektörü bile söylemeyeceğim.
Belirli bir saat vermemişlerdi. Ben de istediğim saatte gittim. Girişte bir kız var, o haber verdi geldiğimi. Sonra oturun bekleyin dedi. Oturdum. Ne alaka ise kız bana daha önce çalışıp çalışmadığımı sordu. Dumur olmuş bir şekilde "anlamadım??" dedim. Evet çalıştım tabi dedim. Bu sektörde tecrübemin olup olmadığını sordu. Ben yine de dumur, tereddütle hayır dedim. Son olarak da nerede oturduğumu sordu. Terbiyesizlik yapmamak için onu da söyledim. Ne alaka yani beni sorguya çekiyorsun ki?
Neyse ayağıma galoş verdiler, girdim içeri, en üst kata çık dediler. Merdivenle, asansör yok. Daha doğrusu, şirket içinde gördüğüm yazılı uyarılarda, asansör sadece mal taşıyormuş, insan taşımıyormuş!! Neyse çıktım nefes nefese son kata. Patronla görüşeceğimi öğrendim. Girdim adamın odasına, oturdum. Size zahmet olacak ama dedi aşağıya inip cvnizin çıktısını birinden aldırır mısınız dedi. İyi peki dedim, indim, bir kızı buldum. Kız internet sitesinde baktı cv ye bir türlü bulamadı. Sonunda mailinizde var mıdır cv niz, ben bulamadım dedi. Artık fenalık geçirmek üzereyim. Girdim hotmaile, bir arkadaşımın pdf leyip gönderdiği cv vardı, onu yazıcıya gönderdim. Sonra kız yazıcıya gitti, orada bir sürü söylenmeye başladı, bir türlü çıkış alınmıyor bunlardan filan diye. Sonra bana döndü siz çıkın yukarı, ben getiriyorum dedi. Bu arada, aradan en az 10 dakika geçmişti.
Ben çıktım, oturdum yine adamın karşısına, hemen ardımdan da kız geldi, cv yi bıraktı. Adam bir yere telefon etti, "bak aslanım!! şu yazıcıya bakıverin ulan! Yapamıyorlarsa öğret o zaman!!!" gibi bir sürü şeyi hömkürerek bağırdı ve telefonu kapadı. Ben hafif hafif gelen iç titreme ve sinirimi bastırmaya çalışarak, acaba "Biz zaten sizinle yapamayız, hoşçakalın" diyerek çıksam mı diye düşünmeye başladım.
Cv im üzerinden sohbetimiz boyunca sürekli bir yerleri arayarak, ulan, şerefsiz, ibne vs. diye gayet normal günlük konuşmalarına devam etti.
Ben nasıl çalıştıklarını da anlamak için birkaç soru da sordum. Bir direktörleri varmış, internette yaptığım araştırmada öğrenmiştim, hala olup olmadığını sordum. Adam, o kadının artık çalışmadığını söyleyerek hemen telefona sarıldı: "İnternette direktör kadının ismi geçiyormuş, hemen silin onu, kaldırın" dedi. Ben artık bu noktadan sonra bıyık altından gülmelerime başlamıştım. :))) Sonra bir ajansla çalışıp çalışmadıklarını sordum. Yine hemen telefona sarılarak bizim iş yaptığımız ajanslar hangileri say bakalım dedi. O hizmet verdikleri ajansları sordu. Müşteri olarak hizmet aldıkları ajansları kastetmiştim halbuki. Sonra oradan birkaç ajans ismi aldı, ddb filan dedi. Nasıl gidiyordu şimdi bu dedi, ey bi si di diye ingilizce alfabeyi saymaya başladı. Ben içimden kahkahalar atıyorum tabi.
Yüksek lisansa pek meraklısın dedi. Evet dedim, bugün itibarıyla da doktoraya başladım dedim. Hayırlı olsun dedi. Sen dedi bu işi biliyora benziyosun. Doktoranı aksatma, 2.5 gün oraya 2.5 gün bize gel, istediğin maaşın da yarısını al dedi. Allahım yaaaa!!! Hep beklediğim teklif bu. İşte istediğim şey!! İşte bu!!!! da....
Ben bu adamla ne yapabilirim? Bir kere kendisine ciddi bir liderlik eğitimi vermek lazım, görgü ve terbiye kurallarından bahsetmiyorum bile. Basın ile buluşturamam. Bir sürü şey yapmak lazım, bir de planladığın her işi öğretmek, gereklerini de açıklamak lazım. Örneğin bloglarla sıkı iletişimde olmalıyız diyeceğim mesela, blog ne diyecek;?!!??
Neyse düşüneyim dedim, o da düşüneyim dedi. Düşünüyorum da, bir sonuca varamadım.
Kaç zamandır feci sıkıntıdaydım. İş nolucak, okul olucak mı vs. diye. Doktora şimdi vaktimin büyük bir kısmını alır diye düşünüyorum, o yüzden bu yıl da çalışmayabilirim diye hesap ediyorum.
Bugün ama bir iş görüşmem vardı. Her ihtimale karşı gideyim dedim. Şimdi internet aramalarında çıkar filan diye, gittiğim bu firmanın faaliyet gösterdiği sektörü bile söylemeyeceğim.
Belirli bir saat vermemişlerdi. Ben de istediğim saatte gittim. Girişte bir kız var, o haber verdi geldiğimi. Sonra oturun bekleyin dedi. Oturdum. Ne alaka ise kız bana daha önce çalışıp çalışmadığımı sordu. Dumur olmuş bir şekilde "anlamadım??" dedim. Evet çalıştım tabi dedim. Bu sektörde tecrübemin olup olmadığını sordu. Ben yine de dumur, tereddütle hayır dedim. Son olarak da nerede oturduğumu sordu. Terbiyesizlik yapmamak için onu da söyledim. Ne alaka yani beni sorguya çekiyorsun ki?
Neyse ayağıma galoş verdiler, girdim içeri, en üst kata çık dediler. Merdivenle, asansör yok. Daha doğrusu, şirket içinde gördüğüm yazılı uyarılarda, asansör sadece mal taşıyormuş, insan taşımıyormuş!! Neyse çıktım nefes nefese son kata. Patronla görüşeceğimi öğrendim. Girdim adamın odasına, oturdum. Size zahmet olacak ama dedi aşağıya inip cvnizin çıktısını birinden aldırır mısınız dedi. İyi peki dedim, indim, bir kızı buldum. Kız internet sitesinde baktı cv ye bir türlü bulamadı. Sonunda mailinizde var mıdır cv niz, ben bulamadım dedi. Artık fenalık geçirmek üzereyim. Girdim hotmaile, bir arkadaşımın pdf leyip gönderdiği cv vardı, onu yazıcıya gönderdim. Sonra kız yazıcıya gitti, orada bir sürü söylenmeye başladı, bir türlü çıkış alınmıyor bunlardan filan diye. Sonra bana döndü siz çıkın yukarı, ben getiriyorum dedi. Bu arada, aradan en az 10 dakika geçmişti.
Ben çıktım, oturdum yine adamın karşısına, hemen ardımdan da kız geldi, cv yi bıraktı. Adam bir yere telefon etti, "bak aslanım!! şu yazıcıya bakıverin ulan! Yapamıyorlarsa öğret o zaman!!!" gibi bir sürü şeyi hömkürerek bağırdı ve telefonu kapadı. Ben hafif hafif gelen iç titreme ve sinirimi bastırmaya çalışarak, acaba "Biz zaten sizinle yapamayız, hoşçakalın" diyerek çıksam mı diye düşünmeye başladım.
Cv im üzerinden sohbetimiz boyunca sürekli bir yerleri arayarak, ulan, şerefsiz, ibne vs. diye gayet normal günlük konuşmalarına devam etti.
Ben nasıl çalıştıklarını da anlamak için birkaç soru da sordum. Bir direktörleri varmış, internette yaptığım araştırmada öğrenmiştim, hala olup olmadığını sordum. Adam, o kadının artık çalışmadığını söyleyerek hemen telefona sarıldı: "İnternette direktör kadının ismi geçiyormuş, hemen silin onu, kaldırın" dedi. Ben artık bu noktadan sonra bıyık altından gülmelerime başlamıştım. :))) Sonra bir ajansla çalışıp çalışmadıklarını sordum. Yine hemen telefona sarılarak bizim iş yaptığımız ajanslar hangileri say bakalım dedi. O hizmet verdikleri ajansları sordu. Müşteri olarak hizmet aldıkları ajansları kastetmiştim halbuki. Sonra oradan birkaç ajans ismi aldı, ddb filan dedi. Nasıl gidiyordu şimdi bu dedi, ey bi si di diye ingilizce alfabeyi saymaya başladı. Ben içimden kahkahalar atıyorum tabi.
Yüksek lisansa pek meraklısın dedi. Evet dedim, bugün itibarıyla da doktoraya başladım dedim. Hayırlı olsun dedi. Sen dedi bu işi biliyora benziyosun. Doktoranı aksatma, 2.5 gün oraya 2.5 gün bize gel, istediğin maaşın da yarısını al dedi. Allahım yaaaa!!! Hep beklediğim teklif bu. İşte istediğim şey!! İşte bu!!!! da....
Ben bu adamla ne yapabilirim? Bir kere kendisine ciddi bir liderlik eğitimi vermek lazım, görgü ve terbiye kurallarından bahsetmiyorum bile. Basın ile buluşturamam. Bir sürü şey yapmak lazım, bir de planladığın her işi öğretmek, gereklerini de açıklamak lazım. Örneğin bloglarla sıkı iletişimde olmalıyız diyeceğim mesela, blog ne diyecek;?!!??
Neyse düşüneyim dedim, o da düşüneyim dedi. Düşünüyorum da, bir sonuca varamadım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)